Hasan Sarıtaş Gallery, Mümin Candaş’ın Sessiz Döngü isimli sergisini 7 Şubat tarihinde, İbrahim Karaoğlu küratörlüğünde izleyiciyle buluşturuyor.
Sergi, döngüler, sessizlik, hafıza ve zamanın katmanları üzerinden ilerleyen bir anlatı kurarken; izleyiciyi yavaşlamaya, bakmaya ve içsel bir ritme kulak vermeye davet ediyor.
İbrahim Karaoğlu
Uzun soluklu bir sanatsal izlek üzerinden yaptığı resimler, büyük bir tutkuyla süren, ısrarlı bir üretim ve varoluş halinin görsel çağrışımlarıdır. Bu çağrışımların imgeleri habitatı sorguluyor; tekil ve çoğul barınaklar üzerinden. Onların suskun, bir başına ya da kalabalıkken bile en tekil halleriyle varoluşlarını sunan bir ressam Mümin Candaş. Onun yapıları “ev” değil; onlar korunma gereksiniminin izleridir. Duvarlar, çatılar, katlar; bir mimari planın değil, yaşanmışlığın tortusunun üst üste binmiş hâli.
Her yapı bir geçiciliği barındırıyor.
Kimi kümülatif resimlerinde bile kalabalık içindeki tekillik esas.
Her yapı, diğerine değse bile yalnız.
Bu yüzden çoğul bir düzenleme içinde bile her barınak tekil bir varoluşu taşıyor. Günümüz modern insanının en yalın hâli gibi: Birlikteyken bile ayrı.
Yalnızca gökyüzü ferah bu resimlerde. Yeryüzündeki yoğunluk ile gökyüzündeki açıklık arasındaki gerilim,
resimlerin asıl dramatik alanını oluşturuyor. Gökyüzü, resimlerdeki yoğunluğun üzerinde ferah ama kayıtsız; bir kurtuluş alanı değil, yalnızca sessiz bir tanık sanki.
Resimlerde insan figürünün yokluğu bir eksiklik değil, bilinçli bir tercih. Çünkü bu resimlerde insan, bedeniyle değil; izleriyle var.
Her bir resmin bir yerinde küçük kuşlar var. Süsleyici, romantik bir pastoral öğe değil kuşlar. Bir umudun simgesi ya da özgürlük metaforu da değil. Kuşlar, resimleri insansızlıktan hayata bağlayan incecik ipler gibi. Sessiz nabzı resimlerin. Gökyüzü nasıl tanıksa, kuşlar da öyle tanık barınaklardaki sessiz döngüye.
Sanatçı
Mümin Candaş
Bu sitede deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz.
Aşkın Önder (1975–2019)
Biz;bir kaç maceracıyız…
Pusulamız var bizim…
Evrensel sanat kavramının damarlarında şevkle dolaşıyoruz.
Yüreğimizde, güneşin yüzyıllardır aydınlattığı ve ısıttığı insan kültürünün izleriyle…
Evrenin en özel varlığı olan insan kültürünün, kadim toplulukların bizlere kalanlarıyla belki de...
Ayırt etmeden çıktık yola. Klasik, güncel, modern yada çağdaş…
İnsana ait hayal evrenimizin en ücra köşelerinde yer alan, henüz hayali bile kurulmamış bir gemideyiz.
Bakir denizlerde yelkenimiz rüzgar dolu,
gemimiz dümensiz,
hayal ettiklerimizi takip ediyoruz.
Bu bir yarış değil. Tatmin diyebiliriz belki…
Gözlerimizin görmekten hoşlanabileceğinden öte;
ruhumuzun derinliklerinde yeni hayal pencereleri açacak,
hayatımıza yeni bir anlam katacak,
ufkumuzu daha ileriye taşıyacak,
bizi doğanın en özel varlığı haline getirecek olanların peşindeyiz.
Biz;bir kaç maceracıyız…
Pusulamız var bizim…
Hayal evrenimizde yolculuktayız.
Yelkenimiz rüzgarla dolu...