← Haberler

23 Ağustos 2026

Tevfik Talha Okan

Tevfik Talha Okan
Tevfik Talha Okan’ın resimlerinde odalar, halılar, mobilyalar, kapılar, duvar süsleri ve insan figürleri sık sık aynı sahneyi paylaşır. İlk bakışta tanıdık olan bu mekânlar kısa sürede alışıldık düzenlerini kaybeder. Perspektif kırılır, ölçekler değişir, nesneler farklı yönlere döner, bedenler beklenmedik pozlara girer. Bir oda artık yalnızca figürlerin bulunduğu bir iç mekân değildir; halısı, eşyaları, duvarları ve değişen bakış açılarıyla resmin kuruluşuna doğrudan katılır. Okan tek bir bakış noktasına bağlı kalmaz. Bir halıyı ya da zemini yukarıdan gösterirken hemen yanındaki figürü karşıdan görebiliriz; duvar öne gelir, zemin dikleşir, nesneler aynı mekânda farklı açılardan görünür. Minyatür geleneğiyle kurulabilecek bağ en açık biçimde burada ortaya çıkar. Tek bir noktadan bakılarak oluşturulan derinlik yerine, aynı resim içinde birden fazla bakışın yan yana bulunmasına izin verir. Böylece mekân gerçek hayattaki görünüşünü birebir taklit etmekten çok, resmin ihtiyacına göre yeniden düzenlenir. Ancak Okan’ın minyatürle ilişkisi yalnızca perspektifle sınırlı değildir. Halılar, bezemeler, geometrik düzenler ve ayrıntıya verilen önem de bu görsel hafızayı çağrıştırır. Bunlar geçmişe ait işaretler olarak ayrı bir yerde tutulmaz; spor yapan ya da dövüşen figürlerle, sandalyelerle, kitaplarla ve gündelik eşyalarla yan yana gelir. Geleneksel motif, çağdaş hayatın içinde yeniden kullanılır ve resmin doğal bir parçası hâline gelir. Okan ağırlıklı olarak akrilik boya kullanır. Resimlerinde akrilik; örtücü renk alanlarında, katmanlarda, belirgin konturlarda ve desenlerde kendini gösterir. Işık-gölgeyle kurulmuş bir hacim duygusundan çok, renk alanlarının birbirinden ayrılması ve yüzeyde oluşturduğu ritim öne çıkar. Mat ve yoğun renklerin yanında yer yer görünür kalan fırça izleri ve daha serbest boya hareketleri, desenlerin oluşturduğu düzeni gevşetir. Böylece resimlerinde kontrollü, neredeyse grafik denebilecek bölümlerle boyanın hareketinin daha açık hissedildiği serbest alanlar yan yana gelir. Çizgi de bu teknikte belirleyici bir rol üstlenir. Figürler, nesneler ve mimari öğeler çoğu zaman konturla tanımlanır; renk ve desen bu sınırlarla birlikte ya da zaman zaman onlara karşı çalışır. Işık-gölgeyle kurulmuş hacimden çok çizgi, renk alanları ve örüntüler öne çıkar. Perspektif de bir doğruluk ölçütü olarak kullanılmaz. Okan gerektiğinde bir zemini yukarı kaldırır, bir eşyayı olduğundan büyük gösterir ya da figürün bulunduğu alanı sıkıştırır. Perspektif böylece mekânı tarif etmekten çok, resmi kurmanın araçlarından biri olur. İnsan bedeni bu yapının merkezindedir. Okan’ın figürleri çoğu zaman sakin biçimde durmaz: eğilir, uzanır, dövüşür, düşer, asılı kalır ya da dengesini kaybetmek üzeredir. Boks ringindeki karşılaşmada olduğu gibi hareket doğrudan resmin konusu olabilir; başka bir iç mekânda ise figürün alışılmadık duruşu bütün odanın dengesini değiştirebilir. Bedenlerin uzaması, bükülmesi ya da anatomik oranlardan uzaklaşması yalnızca biçimsel bir deformasyon değildir; figürün hareketini daha görünür hâle getirir. Bu hareketlerde gündelik jestlerden çok koreografiyi andıran bir taraf vardır. Oda, boks ringi ya da halıyla sınırlandırılmış bir bölüm bu nedenle kolayca bir sahneye dönüşür. Figürler sanki kendilerine ayrılmış bir alan içinde hareket eder; çevredeki eşyalar ve desenler de bu hareketin parçası olur. Buna rağmen ne yaşandığı bütünüyle açıklanmaz. Bir karşılaşmanın, oyunun ya da daha belirsiz bir olayın ortasına gelmiş olabiliriz. Resim çoğu zaman hikâyenin başladığı ya da bittiği yeri göstermez; yalnızca belirli bir ânı önümüze koyar. Geri kalanını izleyicinin kurması gerekir. Eşyalar bu sahnelerde yalnızca dekor değildir. Sandalyeler, kitaplar, vazolar, duvar resimleri, halılar ve tekstil desenleri figürlerin çevresini doldurmakla kalmaz, gözün resim içinde izleyeceği yolu da belirler. Önce hareket hâlindeki bir bedene bakıp ardından halının desenine, köşedeki küçük bir nesneye ya da duvardaki başka bir görüntüye geçebiliriz. Uzaktan renk ve genel kurgu öne çıkarken yaklaştıkça küçük nesneler, desenler ve ikincil figürler fark edilir. Okan’ın resimleri bu yüzden yalnızca merkezdeki olaya değil, çevresinde biriken ayrıntılara da bakmayı ister. Renk, bütün bu parçaları bir arada tutan temel unsurlardan biridir. Bordo, koyu kırmızı, kahverengi ve toprak tonları birçok resimde ağırlık kazanırken bunların arasına mavi, sarı, pembe ve beyaz girer. Özellikle halı, kumaş ve duvar yüzeylerinde renk ile desen birlikte çalışır. İlk bakışta dekoratif bir çekim yaratan bu düzen, figürlerin sert ya da dengesiz hareketleriyle karşılaşınca başka bir hava kazanır. Resmin görsel zenginliği ile içindeki belli belirsiz huzursuzluk yan yana durur. Okan’ın resmindeki gerçeküstülük de çoğunlukla somut şeylerin yer değiştirmesinden doğar. Bir sandalye beklenmedik bir yerde durabilir, beden alışılmadık biçimde uzayabilir, zemin olması gerekenden fazla yükselir ya da aynı oda birkaç farklı açıdan görülebilir. Bunların hiçbiri tek başına yabancı değildir. Tuhaflık, tanıdığımız bedenlerin, eşyaların ve mekânların alıştığımız ilişkilerin dışına çıkmasıyla belirir. Bu özellikler Okan’ın üslûbunu çağdaş figüratif resim içinde anlatısal ve teatral bir yere taşır. Minyatürün çoğul bakışı ve yüzeye yayılan düzeni, deforme edilmiş insan bedeni, dekoratif örüntüler, gündelik eşyalar ve kırılmış perspektif aynı resimde buluşur. Yer yer ekspresif ya da gerçeküstü çağrışımlar ortaya çıksa da Okan’ın resmini bu başlıklardan herhangi birinin içine bütünüyle yerleştirmek güçtür. Onu daha belirgin kılan, farklı görsel kaynakları aynı sahnede karşılaştırması ve bunları kendi figür, eşya ve mekân repertuvarı içinde kullanmasıdır. Bu yüzden Okan’ın resmini yalnızca “minyatür etkili çağdaş figüratif resim” olarak tanımlamak yeterli olmaz. Minyatürden aldığı çoklu bakış, ona bir odayı, halıyı, eşyaları ve figürleri aynı anda farklı açılardan gösterebilme imkânı verir; fakat ortaya çıkan resim geleneksel bir mekân anlayışının tekrarı değildir. Bu bakış biçimi çağdaş bedenler, gündelik nesneler, spor, oyun ve iç mekânlarla karşılaştığında başka bir düzen ortaya çıkar. Geleneksel olanla güncel olan ayrı dünyalar olarak karşı karşıya getirilmez; aynı resmin içinde birbirine karışır. Okan’ın resimleri ilk anda renk, desen ve kompozisyonla kendine çeker. Bakış biraz daha içeride kaldığında başlangıçta düzenli görünen yapı çözülmeye başlar: perspektifler uyuşmaz, bedenler beklenmedik yönlere hareket eder, küçük eşyalar ve ayrıntılar dikkat ister. Bir halının deseni mekânın yönünü değiştirebilir, bir figürün hareketi bütün odanın dengesini bozabilir. Resmin karakteri giderek bu ikinci bakışta belirginleşir. Okan yabancı bir dünya kurmaz; tanıdığımız dünyanın parçalarını yerlerinden oynatarak onları yeniden görmemizi sağlar… __ Sanat Tarihçi, İlhan Alemdar
Aşkın Önder

Saygı ve özlemle anıyoruz…

Aşkın Önder (1975–2019)